Örgü örmek, şişlerle dans etmeye benzer. Bu dansın sonunda atkılar, şapkalar, kazaklar, çoraplar ve daha nice giysi ortaya çıkar. Pavla’nın annesi örgü şişleriyle sık sık dans eder. Pavla’ya duyduğu sevgiyi, ona gösterdiği özeni ve kızının güzel giyinmesini istediğini böyle anlatır.
Annesinin ellerinde yün, sihirli bir ipliğe dönüşür. Önce sıradan bir yumaktır; şişlerin dansı başladığında ise yavaş yavaş bir giysi olur. Bazen bunun tam tersi de yaşanır. Annesi eski bir kazağı söker, çıkan ipliği sıkı bir yumağa sarar, sonra da o yumaktan yeni bir giysi örer. Ortaya hem yeni hem eski sayılabilecek bir giysi çıkar. Pavla ise daha önce kullanılmış ipliğin sertliğinden pek hoşlanmaz. O, annesinin yanağı gibi yumuşak ve kadifemsi yünleri sever. Sert ve dalga dalga olmuş eski iplik, annesinin teni kadar yumuşak değildir.
Pavla ile annesinin birlikte ördüğü dilin sözcüklere ihtiyacı yoktur. Altın kadar değerlidir ve ipliği hiç kopmaz.
Bazen yaşadığımız bir şey, yumuşacık bir yün gibi okşar bizi. Bu bir öpücük, bir kucaklaşma ya da sıcacık bir söz olabilir. Ne yazık ki bazen sert sözler de söylenir ve Pavla’nın kalbi kırılır.
Yün şifa verir; kalbi ısıtan ne varsa bize sunar. Yeter ki ona sokulmak isteyelim, tek kelime etmeden hepimize dokunur. Pavla büyüdüğünde eski yünlerden örülmüş giysileri de sevecektir.
Bu yumuşacık masalı okuyun ve yazarın kendi yaşamından alıp öykünün desenine işlediği sırrı keşfedin.