Muhammed Oba, Nidası Yarım’da sözcüklerin alışılmış sınırlarını zorlayan, şaşırtıcı çağrışımlarla örülü özgün bir şiir evreni kuruyor. Aşkın kırılganlığı, yalnızlık, taşra, çocukluk, toplumsal eşitsizlik, göç, eğitim, deprem ve sanat; bu evrende birbirine değerek yeni anlam katmanları kazanıyor. Narla aşk, minyatürle tarih, hat sanatıyla dil, Selimiye’yle estetik, Van Gogh’la sevinç aynı imgesel akışta buluşuyor.
Anlam, düz bir çizgide ilerlemez; sözcükler parçalanır, yeniden birleşir, sesler görüntülere, görüntüler düşünceye dönüşür. Okur, kimi zaman bir terminalde bekler, kimi zaman deprem enkazına, sınıfa, köye, müzeye ya da yıldızların arasına çekilir; her durakta başka bir yüzle karşılaşır, yeni sorular edinir.
Şair, gündelik hayatın sıradan ayrıntılarını beklenmedik benzetmelerle dönüştürürken okuru hem tanıdık hem de tekinsiz bir coğrafyada dolaştırıyor. Köyden kente, geçmişten geleceğe, kişisel yaradan ortak belleğe uzanan şiirlerde ironi ile hüzün, oyunla eleştiri, gelenekle çağdaşlık iç içe geçiyor. 6 Şubat’ın yıkımı, taşrada kız çocuklarının karşılaştığı güçlükler, modern insanın yabancılaşması ve sevdanın bitmeyen hesaplaşmaları güçlü bir dil deneyinin parçalarına dönüşüyor.
Nidası Yarım, açıklanmak yerine sezilmeyi, yeniden okunmayı isteyen şiirlerden oluşuyor. Muhammed Oba’nın dili; kırık, hareketli, cesur ve gülümseten bir direnç taşıyor. Bu kitap, sesi kısılsa da yankısından vazgeçmeyen bir şairin dünyaya yönelttiği tamamlanmamış ama ısrarlı çağrıdır.