“Gavroş,” dedi dostlarım, “madem anılarını yazacaksın, Türkiye Ermeni tiyatrosunun son otuz kırk yılıyla ilgili kitapları, gazete haberlerini gözden geçir. Böylece hafızan tazelenir.”
Dostlarımın bu tavsiyesine uymadım. Birincisi, anılarım zaten hafızamda olduğu için, ikincisi de kendi anılarımı yazmak istediğim için, başkalarınınkini değil. Dolayısıyla ve doğal olarak (Bağdasar Ağpar’ın dediği gibi) hiçbir kaynağa başvurmadan ezberimdeki anıları açtım. Hafızam bana ihanet ederse (danışmanım da olmadığına göre) en azından hatalarım yüzde yüz bana ait olacaktır, başkasına değil.
Bu durumda ne bir taslağa ne de nota gerek vardı.
Yaşadığım otuz beş mutlu bahara ve otuz beş hüzünlü sonbahara dair görüntüler açık bir kitap misali önümde duruyordu ve bunları hatasızca temize çekmek bana kalıyordu.