Tercihen Çocuksuz Kadınlık Arzuları Değişirken resmi

Tercihen Çocuksuz Kadınlık Arzuları Değişirken

Yazar: Pınar Eke
Barkod: 9786052603659
Üreticiler: Nota Bene Yayınları
Stok Sayısı: Stokta Yok
Basım Tarihi: 5-2022
Baskı Sayısı: 1. Basım
Sayfa Sayısı: 296 Sayfa
Ağırlık: 220,00 Gram
Boyut: 13,50 (en) x 19,50 (boy)
Cilt: Ciltsiz
Kağıt: 2. Hamur
Basım Yeri: İstanbul - Türkiye
Basım Dili: Türkçe

70,00 TL
52,50 TL

Annelik dokunulmaz bir alan. Bu dokunulmazlığın üstü fedakarlık, kutsallık, karşılıksız sevgi ve sabırla süslü bir örtüyle kapatılmış. Pınar Eke, cesaretle aralıyor onu. Kadın olmanın koşulunu annelik olarak, çocuksuzluğu seçmeyi ise bir anomali olarak kuran kültürün riyakarlığını açığa çıkarıyor. Çocuksuzluğu seçen kadınlarla yaptığı derinlemesine mülakatların analizleri; görünmeyen, görmezden ve duymazdan gelinen kadınlık deneyimini kadınların sesinden, dilinden, gözünden yansıttığı için çok kıymetli.
Seçme özgürlüğüne sahip olmak, temel bir insan hakkı... Oysa kadınlar bedenleri ve tercihleri yüzünden hep yargılandılar. Annelik mefhumu da bu yargılanmadan azade değil elbette. Çocuksuz bir kadınsanız meyvesiz bir ağaca benzetilebilir, bencillikle suçlanabilirsiniz ya da üreme sorununuz olduğu varsayılarak elinize bir tüp bebek uzmanının kartı tutuşturulabilir... Bir çocuğunuz varsa ‘bir çocuk hiç çocuktur’ derler size... İki çocuk yapmışsanız, idealdir! Üç çocuğunuz varsa cehaletle suçlanabilir; dört çocukta ‘Kezban’ olarak adlandırılabilirsiniz. Ve Pınar Eke’nin de bu kitapta gösterdiği gibi bu tenkitler yine en çok kadınlardan işitilir. Baskı uzaklardan değil, en yakından arkadaşlarınızdan, tanıdıklardan gelir. Ve gittikçe genişleyerek tüm toplumu biçimlendirir.
Zira mitler, gelenek-görenekler, inançlar, sosyal kurumlar ya da medya... alternatif bir söylem üretmez. Daima her kadının, kaçınılmaz biçimde anne olmayı arzuladığını duyarız. Pınar Eke, kitabında bu söylemin izine düşüyor ve bize de sorgulayabilmemiz için kapılar açıyor. Kadınların üstüne yıkılan eril söylemin sözcülüğünü üstlenenlere, “kendi deneyiminizi gerçek ve geçerli olan diye bize dayatmayın” çağrısında bulunuyor. Aktarılmasına aracılık ettiği kadın hikayeleriyle başka türlü hayatlar, bambaşka seçimler de olabileceğini hatırlatıyor.
Çocuksuzluk tercihini çocuğa ya da anne olmaya değil; annelik ideolojisine yönelik eleştirel bir okumaya tabi tutan bu çalışmanın, “çocuk yapmıyorum” diyen ya da demek isteyen kadınlara cesaret vereceğini, onları güçlendireceğini düşünüyorum. Çocuksuzluk tercihini bir eksik bir kusur gibi gören, anneliği kadınlar için zorunluluk olarak tahsis eden erke ve baskıya karşı seçeneklerden söz edebilmekte, toplumsal sağlığımız açısından fayda var.
Ceylan AKGÜN